Ömer Seyfettin’den Mağcan Cumabayoğlu’na Türkçülük

18 Mart 2018 | 0 Yorum

Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü 2017-2018 dönemi etkinliklerimizi 17 Mart 2018 Cumartesi günü 14.00’te, Prof. Dr. Metin Karaörs ile Dr. Sakin Öner’in verdikleri “Ömer Seyfettin’den Mağcan Cumabayoğlu’na Türkçülük” başlıklı konferansımızla sürdürdük.

Karaörs ve Öner hocalarımız, mart ayında sonsuzluğa yürüyen ve kısa ömürlerini vatan-millet yolunda tüketen biri Batı Türkeli’nin biri Doğu Türkeli’nin iki büyük Türkçüsü; Ömer Seyfettin (Ö. 6 Mart 1920) ile Mağcan Cumabayoğlu (Ö.19 Mart 1938)’nun örnek hayatlarını; dil, edebiyat ve fikir alanındaki hizmetlerini dile getirerek ruhumuzu ve ufkumuzu aydınlattılar.

İlk olarak söz alan ve “Ömer Seyfettin’in Türkçülüğü” başlığı altında konuşan Dr. Sakin Öner, özet olarak şunları söyledi:

Ömer Seyfettin, Türk toplumunca millî, tarihî ve sosyal temalı hikayeleri ile usta bir hikaye yazarı olarak tanınır. Fakat onun, 1884-1920 yılları arasındaki otuz altı yıllık hayatı, aynı zamanda dil, edebiyat ve fikir planında verilen şanlı bir Türkçülük mücadelesidir.

Onun Türkçülük mücadelesini üç yönden inceleyebiliriz.

1.DİLDE TÜRKÇÜLÜĞÜ (TÜRKÇECİLİĞİ): Ömer Seyfettin, dilde sadeleşme cereyanına gönül veren yazar Ali Canip Yöntem’e 1910 yılında yazdığı bir mektupta ‘Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilâl vücuda getirelim.’ diyerek dil ve edebiyat alanında açacağı milli çığırın sinyalini vermiştir.11 Nisan 1911’de Genç Kalemler mecmuasında yer alan ‘Yeni Lisan’ makalesi millî dile dönüşün manifestosudur.

Yeni Lisan Hareketi’nin temel ilkeleri: Yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak;  İstanbul Türkçesi ile yazmak; dilimizdeki Arapça ve Farsça gramer kurallarını, bu kurallarla yapılan isim ve sıfat tamlamalarını kullanmamak; Arapça ve Farsça kelimelerle kurulan isim ve sıfat tamlamalarını Türkçe kurallarına göre yapmak; konuşma diline geçmiş olan Türkçeleşmiş edatlar dışında Arapça ve Farsça edatlar kullanmamak; Arapça ve Farsça kelimelerden halk dilinde telaffuzu değişenleri, o şekilleriyle kullanmak; Arapça ve Farsça kelimeleri Türkçede söylendikleri gibi yazmak; ilmî terimler dışında Arapça ve Farsça kelime kullanmamaktır. ‘Yeni Lisan’ makalesi, millî dilin doğuşunun öncüsüdür.

2.EBEDÎ TÜRKÇÜLÜĞÜ: Yeni Lisan’ makalesi, ‘millî edebiyat’ın doğuşunda da etkili olmuştur.  Ömer Seyfettin, “milli edebiyat” oluşturabilmek için üç unsuru esas almıştır:

  • Dil ve anlatımda, milli dil ve sade üslûp kullanmak,
  • Konuları millî tarih ve milli coğrafyadan seçmek.
  • Şiirde millî ölçü olan heceyi kullanmak.

Ömer Seyfettin; dili, deyişi ve konuları ‘Türk’ olan millî hikâyeciliğimizin babasıdır.

3.SİYASÎ VE FİKRÎ TÜRKÇÜLÜĞÜ: Ömer Seyfettin,  siyasî ve fikrî Türkçülük düşüncelerini Millî Tecrübelerden Çıkarılmış Amelî Siyaset, Türklük Mefkûresi (Türklük Ülküsü), Yarınki Turan Devleti adlı eserlerinde ortaya koymuştur.

Ona göre milli mefkûre (ülkü), üç sevginin (dil sevgisi, millet ve din sevgisi, vatan sevgisi) birleşmesinden meydana gelir. Ona göre; ‘Türkçe konuşan bütün Müslümanlar, Türk milletindendir.’ Milleti de ‘aynı dili konuşan ve dinleri bir olan bütün insanlar’ diye tarif eder. O, tam anlamıyla bir Türk ülkücüsüdür. ‘Madem ki Türküz, o halde Türk görür, bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi duyarız ve bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi duyarız ve bir Türk gibi yazarız.

Türklerin iki çeşit hayatı vardır; şahsi hayatı ve millet hayatı (Türklük). Millet hayatını güçlendirmek, dünyadaki her şeyin üstünde görmek ve her şeyin üstüne çıkarmaya çalışmak “Türklük mefkûresi”dir. Her milletin bir mefkûresi (ülküsü) bulunması gerekir. Kendi canının geçici, millet hayatının ebedî olduğunu bilenlerin amacı, bu ülküye hizmet etmek olmalıdır

Prof. Dr. Metin Karaörs ise, “Mağcan Cumabayoğlu’nun Türkçülüğü” başlığı altındaki konuşmasına Ziya Gökalp’in “Türkçülük Türk milletini yükseltmek demektir.” cümlesiyle başlayarak, Türklüklerini altını çizerek dile getiren Çiçi Yabgu, İlteriş Kutluk Kağan, Bilge Kağan, Sultan Alparslan, Harzemşah Muhammed, Emir Timur, Babür Şah, Genç Osman, II. Abdulhamit, Buhara Emiri Said Alim Han ve Mustafa Kemal Atatürk’ün adlarını hatırlatıp Türk adını kullanan Göktürk Kağanlığı, Devlet-i Türkiye (Memluk Devleti) ve Türkiye Cumhuriyeti’ne vurgu yaptı.

Türklük, Türk dili ve tarihiyle ilgili önemli belirlemeler yapan Metin Karaörs, sözü Türk coğrafyasının/Türkistan’ın orta yerinde yer alan Kazakistan ve Kazak Türklerine getirip tarihleri boyunca büyük kargaşa, baskı ve zulümler yaşamış Kazakların, egemenliği altında oldukları Rus Çarlığı’nın son dönemi ve Sovyetler Birliği’nin ilk dönemlerindeki çok yoğun bir kimli ve özgürlük mücadelesi verdiklerini söyledi. Karaörs, İsmail Gaspıralı’nın Türk Tünyası’nın kötü talihini yenmek ve bütün Türkleri geri kalmışlıktan çağdaşlığa taşımak, kendi kendine egemen kılmak için açatığı Cedit Mektepleri’nde yetişen ve burada aldıkları Türklük ruhunu Sovyet Kazakistan’ında hayatları pahasına edebi, fikri ve siyasi alanda savunan Ahmet Baytursun, Şekerim Kudayberdioğlu, Jusipbek Aymavıtoğlu, Mirjakıkıp Dulatoğlu ve Mağcan Cumabayoğlu’nun unutulmaz mücadelelerine ışık tuttu.

Kazakların, “Beş Arslan” şeklinde adlandırdıkları bu Türkçü kişiliklerden Mağcan Cumabayoğlu’nun 45 yılllık kısa ömründe Kazaklar başta olmak üzere bütün Türklerin özgürlüğü yolunda destansı bir mücadeleyi, edebi ve fikri alanda ortaya koyduğu eserlerle zirveye taşıdığını belirten Metin Karaörs, onun çağdaşı Türkistan Türkçüleriyle birlikte çıkardığı Kazak, Bostandık Tuvı/Hürriyet Bayrağı, Ak Jol/Ak Yol gazeteleri ile Çolpan, Sana/Bilinç dergilerinde üstlendiği rolleri ortaya koydu.

“Halklara özgürlük” getireceğini sandıkları Sovyetler döneminde, Sovyetlerin bazı ulusların lehine diğer ulusların kimliklerini yok etme uygulamaları karşısında yılmadan Kazak-Türk kimliğini, şiirleri, makaleleri ve diğer eserleri ve konuşmalarında dile getirmekten bir adım bile geri atamayan Mağcan Cumabayoğlu’nun, “eski tarihi övdüğü, milliyetçiliği terennüm etttiği, ferdiyetçiliği yükselttiği” gerekçeleriyle Moskova ve Almatı zindanlarında yıllarca işkence ve zulme uğradığını belirten Karaörs, Mağcan’ın 30 Aralık 1937’de hapsedildiği Almatı Cazaevi’nden bir daha çıkmadığını ve orada idam edildiğini söyledi.

Karaörs, Mağcan Cumabayoğlu’nun Türkçülük-Turancılığı açık bir şekilde ifade eden bir şair olduğunu, onun “Gece ve Gündüz”, “Uzaktaki Kardeşime”, “Türkistan”, “Aksak Timur Sözü”, “Doğu” ve “Ateş” gibi birçok şiirinin bu yönünün açık tanıkları olduğunu belirterek, özellikle İstiklal Savaşı veren Türkiye Türkleri için yazdığı çok kıymetli şiiri “Alıstagı Bavrıma/Uzaktaki Kardeşime”nin çok anlamlı olduğunu söyledi.

Profesör Karaörs, konuşmasını Mağcan’ın Türkçülük duygularının doruğa çıktığı “Türkistan” ile “Uzaktaki Kardeşime” şiirlerinden seçtiği dörtlükleri Kazak ve Türkiye Türkçesiyle seslendirerek bitirdi.

 

Etiket:

Kategori: Süleymaniye Kürsümüz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir