ZAMANA VE HAFIZAYA TANIK, GELECEĞE MİRAS TÜRK EVİ
Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü etkinliklerimize, 9 Mayıs 2026 Cumartesi günü 14.00’te, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferans salonunda, Dünya Türkleri Bilim ve Teknoloji Akademisi Derneği iş birliğiyle gerçekleştirdiğimiz ve Mim. Kemal Selçuk Bilge ile Mim. Öznur Arı Bilge’nin konuşmacı oldukları “Zamana ve Hafızaya Tanık; Geleceğe Miras Türk Evi” konulu konferansımızla devam ettik. Önemli tarihi eserlerimizin restorasyonu başta olmak üzere alanlarında birçok önemli çalışmaya imza atmış, Türkiye Vakıflar Genel Müdürlüğünde yüksek yönetim görevleri yapmış mimarlarımız konularına tam bir hakimiyetle bizleri aydınlatıp geniş bir özetiyle şunları söylediler:
“Türklerin hüküm sürdüğü coğrafyalarda yerleşim, çok eskilere dayanır. Çatalhöyük (M.Ö.7500), dünyanın en eski üç yerleşim yerinden biridir. Ancak, Göbeklitepe’nin günümüzden 12.000 yıl önceye tarihlenmesi ve bulunan tapınak yapısının çevresinde, konut yapıları tespit edilmiş olması, henüz açığa çıkarılmamış olsalar da yazılı tarihi değiştirmiştir.
Türk sivil konut geleneğinin tartışmaya mahal olmayan süreci, 16-18. Yüzyıllardır. En eski yazılı veriler Şeri’iyye Sicilleri (kadı kayıtları) dır. Günümüze ulaşan en eski kayıt 1513 tarihlidir. Olay mahkemeye taşırken; yapıların isimleri, konumları; etraflarındaki bilinen yapılar da referans verilerek ifade edilmiş; yapının içi, odaların sayısı, işlevi ve katlardaki konumu gibi ayrıntılar belirtilmiştir. Kadı kayıtları incelenerek, yapıların, geçmişi ve bugününü kıyaslamak mümkün olabilmektedir. Bir diğer veri minyatürlerdir. Mimari açıdan Matrakçı Nasuh’un minyatürlerinin kıymeti başkadır. Bu kent tasviri minyatürler, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn’ adlı eserde yer alır. Kanuni Sultan Süleyman’ın İki Irak denilen bölgeye yaptığı sefer sırasında ordunun konakladığı yerleri gösteren bir menzilnamedir. Konut mirasına dair, tipoloji, biçim, malzeme gibi, önemli veriler içerirler. 18.ve 19. yy’larda ise, fotoğrafın yaygınlaşmasından önce, gravürler karşımıza çıkıyor ki bunlar perspektif kurallarına uygun tekniklerde çizilmiş eserlerdir. Sadece Türk Evi değil, birçok araştırmaya ışık tutmuşlardır.
Anıtsal tarihi yapılarımızın çokluğu nedeni ile, uzun yıllar, sivil konut mimarisinin araştırılmasına sıra gelememiştir. II. Meşrutiyet sonrası milli mimari arayışları ile konuyu ele alan çalışmalar varsa da, bunlar teknik araştırmalardan çok, sosyal ve kültürel, edebi çalışmalar olarak kalmışlardır. Türk Evi kavramını ilk olarak, 1928’de Türk San’atı adlı eseriyle, Celal Esad Arseven’in ortaya koyduğunu görüyoruz.
Türk Evi’nin şekil ve biçim açısından sınıflandırmasını ise Sedat Hakkı Eldem yapmıştır. Türk Evi; Sofasız, Dış Sofalı, İç Sofalı ve Orta Sofalı olarak dörde ayrılır. Sofasız yapılar sıcak iklimli bölgelerde, sokaktan bir avluya girilen ve oda kapılarının bu avluya açıldığı plan tipidir. Dış Sofalı Plan tipinde odalar arasındaki ilişkiler sofadan sağlanır. Avlulu, bahçeli evlerde dış sofa, odalara geçişi sağlar. Küçük ölçekli, az odalı yapılarda, kırsal mimaride görülür. İç Sofalı Planlı evlerde, sofa merkezdedir. Odalar, sofa etrafında sıralanır, karnıyarık plan tipi de denir. Her iklim tipine uygun olduğundan kullanımı çok daha yaygındır. Orta Sofalı Plan Tipine ise, soğuk bölgelerde, şehrin ileri gelenlerinin evlerinde ve özellikle; köşk, konak, kasır gibi büyük ölçekli yapılarda rastlıyoruz.
Oda, Türk Evi’nin en temel birimidir. Oturma, yeme, yatma, yıkanma gibi tüm günlük ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde düzenlenebilir. Odaları birbirine bağlayan sofa ise, evin kalbi, ortak yaşam ve dolaşım alandır. Sıcak İklimlerde bu sofanın bir cephesi açık olabilir ki, buna hayat denir. Sofada, eyvan tabir edilen, genellikle sofa seviyesinden daha yüksekte, önü açık veya kemerli yarı açık oturma alanı ya da merdiven ve kat yüksekliği el veriyorsa, köşk tabir edilen oturma alanı yer alabilir. Başoda ise evin en süslü, genellikle en iyi manzaraya sahip olan odasıdır. Konuk ağırlamak için kullanılır.
Türk Evi’nde malzeme yereldir. Kendi doğasında yetişmiş olduğu için de iklimsel zorluklara karşı dayanıklıdır. Başlıca malzeme; kerpiç, ahşap ve taştır. Sağlamlık bakımından zemin katı taş inşa edilip, üst katta ahşabın imkanlarından ve hafifliğinden de yararlanarak çıkmalar, cumbalar yapılmış hibrit yapılara da rastlamak mümkün. Her ne kadar konut mimarlığı, temel düzeyde benzerlikler içerse de, bölgeye karakterini veren, birbirinden ayrışan unsurları da vardır. Tabi bu malzemenin uygulanış tekniği ve ustalıktan da kaynaklanır. Usta, bir yerli kimlik üreticisidir.
Bu evler sadece taşla tuğlayla değil, ruhla da örülürler. Türk Evinde biz, geniş ailelerin yaşadığını görüyoruz. Ebeveynlerinden destek alarak, dedeleri, anneanne, babaanneleri, aile büyükleri ve akranları ile büyüyen çocuklar, psikolojik olarak da olgun ve sağlıklı olurlar. Bedenleriyle birlikte ruhu da beslenen sağlıklı nesiller yetişir.
Türk Evi bahsi içinde ayrı bir parantezi de Safranbolu için açmak gerekir. Çünkü bu denli kent ölçeğinde korunmuşluk ve DÜNYA MİRAS LİSTESİ’ ne girmek bu özel ilgiyi hak eder. UNESCO tarafından dünya genelinde 1994 yılından beri “en iyi korunan ilk 20 kent” arasında gösterilmektedir. 2000’den fazla tescilli Türk Evi bulunmaktadır.
Türk Evi sadece biçim, yapım tekniği, malzeme kullanımı gibi ayırt edici özelliklere değil, hiçbir kültürde olmayan ayrıntılara da sahiptir. Anadolu evlerinde, kapı tokmaklarına bile sosyal kodlar gizlenmiştir. İki Farklı tokmaktan, kalın ses çıkaran erkeği, ince ses çıkaran kadını temsil eder. Hatta Tokat’ta bu tokmaklara bir de çocuk için üçüncü bir tokmak eklendiği bile görülmektedir.
Türk Evi’nde, İslamiyet’in de etkisi ile, haremlik selamlık ayrımları özellikle bazı bölgelerde daha keskindir. Bu durumdan kaynaklı ihtiyaçlar, bir takım mimari çözümler bulunmasına sebep olmuştur. “Dönme dolap” denilen servis nişi ve içeriden bakanın kendisi görülmeden, kapıya geleni görebilme imkânı tanıyan “Kimgeldi penceresi” gibi…
Sadece kadın erkek arası görsel mahremiyet değil, işitsel mahremiyet de ön plandadır. Misafirlerin ağırlandığı protokol odalarının ortalarına süs havuzları yerleştirilmiş, su sesinin oluşturduğu ses dalgaları ile içeride konuşulanların oda dışından duyulması engellenmiştir. Aynı zamanda su serinlik de verir tabi…
“Ev” kelimesine sığmayan ve köşk, konak, yalı gibi ayrı kavramlarla ifade edilen konut yapıları da vardır. Konaklar genellikle statü içerir. Şehrin ileri gelenleri için yapılmışlardır. Köşkler ise sayfiye yerlerinde inşa edilmiş olan yapılardır. Yalı kavramı ise direkt denize sıfır konumu ifade eder.
Türkler, ince ruhları ve kadim gelenekleri ile kedilere, köpeklere hatta kuşlara bile ev yapmışlardır. Özellikle serçe saray da denen kuş evleri, ustasının zevkine göre işlenilen birer sanat eseridir. Mimar Sinan da vakfiyelerinde, bu kuşların bakımı ve beslenmesi için ödenekler ayırmıştır. “Yaptığın işi gönlünde hissedersen ırmaklar çağlar içinde” der ya Mimar Sinan, ecdadın içinde çağlayan tüm ırmaklar, Türk Evlerine de akmıştır.”
Kategori: Duyurular, Genel, Süleymaniye Kürsümüz





