YAPAY ZEKA NE VADEDİYOR?

05 Nisan 2026

Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü etkinliklerimize, 4 Nisan 2026 Cumartesi günü 14.00’te, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferans salonunda İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt’un verdiği “Yapay Zeka Ne Vadediyor?” konulu konferansımızla devam ettik.

Prof. Dr. Veysel Bozkurt, konuşmasına yapay zekaya dikkatlerimizi şu sözleriyle çekerek başladı:

“Yapay zekâ insanlığın mevcut sorunlarını çözecek sihirli bir değnek mi, yoksa insanlığın sonunu getirecek büyük bir felaket mi? Günümüzde hem uzmanlar hem de kamuoyu bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta yapay zekâyı, insanlığın sorunlarının çözümüne katkı sağlayacak ve oyunun kurallarını olumlu yönde değiştirecek bir teknoloji olarak görenler var. Bu yazarlara göre yapay zekâyı geliştirmek sadece günümüz insanına değil, gelecek nesillere karşı da ahlaki yükümlülüğümüz. Diğer taraf ise yapay zekâyı insan uygarlığını tehdit eden bir teknoloji olarak görüyor ve temkinli olmamız gerektiğini savunuyor.

Bu iki farklı görüşten hangisi haklı? Yapay zekâ insanlığa gerçekte ne vaat ediyor? Az sayıdaki öncü ülkenin geliştirdiği yapay zekâ, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından hangi alanlarda avantajlar, hangi alanlarda sorunlar yaratıyor?

Yapay zekâ inanılmaz bir hızla gelişen bir teknoloji. Dolayısıyla bu konudaki görüşler ve yorumlar da hızla eskiyor. Bu sebeple geleceği şimdiden öngörmek her zamankinden daha zor. Çünkü yarın hangi dâhinin neyi keşfedeceğini bilmiyoruz. Ancak şu ana kadar ortaya çıkan gelişmelere dayanarak temkinli bazı öngörülerde bulunmak mümkün. Öte yandan, oyunun kurallarını bu denli hızla değiştiren bu teknolojinin, kısa sürede bugünkü öngörülerin dışında gelişmesi de güçlü bir ihtimal.”

Veysel Bozkurt, yapay zekânın özellikle şu alanlarda bizim gibi ülkelere önemli katkı sağlama potansiyeline sahip olduğunu belertti:

“Üretim ve yönetim süreçlerinde yapay zekânın kullanılması, işlerin etkinliğini ve verimliliğini artırabilir. Yapay zekâ algoritmaları sayesinde insan gözünün göremeyeceği üretim kusurları düzeltilebilir. Daha büyük veri setleri sayesinde üretim ve planlama süreçleri daha etkin hale getirilebilir. Kamu hizmetleri iyileştirilebilir. Dolayısıyla yapay zekâ, ekonomik büyümeyi artırabilir ve gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğun azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Günümüzde yapay zekâ şirketleri çok fazla enerji tüketmekte ve bu durum çevreye bir maliyet getirmektedir. Diğer taraftan yapay zekâ uygulamaları, enerji kaynaklarının kullanımında verimliliğin artırılmasına katkı sağlayabilir.

Yapay zekâ, bilgiye ulaşmayı ve mevcut verileri işlemeyi kolaylaştırdığı için araştırmacıların işlerini önemli ölçüde kolaylaştırabilir.

Yapay zekânın yaygın kullanımı eğitim alanında önemli iyileşmelere yol açabilir. Öğrencilere kendi hızlarında kişiselleştirilmiş öğrenme imkânı sunabilir.

Yapay zekânın gelişiminden olumlu anlamda etkilenecek bir diğer alan sağlık sektörüdür. Günümüzde özellikle gelişmekte olan ülkelerde hastane kuyrukları ve uzman hekimlere ulaşma sorunları, yapay zekânın sağlık alanında kullanılmaya başlamasıyla hafifleyecektir.”

 

Prof. Dr. Veysel Bozkurt, “Yapay Zekâ Çağında Riskler” hususunda da şunları söyledi:

Diğer taraftan yapay zekânın kullanımı bazı riskleri de beraberinde getirmektedir. Örneğin son yirmi yılda Stiglitz gibi bazı yazarlar tarafından sıkça dile getirilen eşitsizlik artışı, yapay zekânın varsıllar tarafından daha yaygın olarak kullanılmaya başlanması sonrasında çok daha büyüyebilir.

Yapay zekânın geliştirilmesi büyük bir sermayeye ve iyi yetişmiş bir insan gücüne ihtiyaç duymaktadır. Oysa bunların her ikisi de gelişmekte olan ülkelerde kıt kaynaklardır. Diğer taraftan gelişmekte olan ülkeler yapay zekâ alanındaki gelişmelere uyum sağlayamazlarsa, endüstriyel kalkınmalarının risk altına girmesi önemli bir endişe kaynağıdır.

Özellikle yapay zekânın beden kazanmış versiyonu olan robotların daha yaygınlaşması ve ucuzlaması, gelişmekte olan ülkelerde iş kaygısına ve işsizliğe yol açma potansiyeli taşımaktadır. Bu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir risk oluşturmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde genç işsizliği önemli bir sorundur. Eğer gelmekte olan yapay zekâ ile çalışmayı öğrenmek yolunu aramazlarsa mevcut işsizlik oranı çok daha yükselebilir. Ancak yapay zekâyı işlerinde verimliliği artıracak şekilde kullanmayı öğrenenler şüphesiz bunlardan en az etkilenenler olacaktır.

Acemoğlu’nun yazılarında vurguladığı şekilde, yapay zekâ sadece piyasaya bırakılır, kâr ve güç motivasyonu ile geliştirilir ve sosyal maliyetleri göz ardı edilirse, büyük sorunlara yol açabilir. Derinleşen eşitsizlik karşısında öfkelenen kitleler ciddi anlamda siyasal istikrarsızlığa neden olabilir ya da “dijital tiranların” güçlenmesine yol açabilir.

Yapay zekâ algoritmalarının eğitildiği verilerden kaynaklanan önyargılar ve toplanan verilerin kişilerin özel hayatlarına gerekli özenin gösterilmemesinden dolayı mahremiyet ihlalleri bir başka sorun alanını oluşturmaktadır. Bu sebeple yapay zekâ algoritmalarının geliştirilmesinde etik ilkelere özen gösterilmesi büyük önem taşımaktadır.

 Veysel Bozkurt, “Türkiye Gibi Ülkeler Neler Yapabilir?” sorusuna da özet olarak şu şekilde cevap verdi:

“Toplumda yapay zekâ kullanımına yönelik büyük bir istek ve heyecan var. Bu sebeple kullanım hızla yaygınlaşıyor ve önümüzdeki dönemde bu sürecin ivmelenerek devam etmesi bekleniyor. Bu noktada karar alıcılar, yapay zekanın toplum tarafından daha bilinçli kullanılmasını teşvik etmek amacıyla “Yapay Zekâ Okuryazarlığı” programları başlatabilirler.

Yapay zekanın eğitim, sağlık, üretim ve kamu yönetimi gibi geniş bir alanda kullanımı verimliliği önemli ölçüde artıracaktır. Bilinçli kullanım hem toplumun genelinde hem de bireyler arasında ciddi farklar yaratacaktır.

Mevcut yapay zekâ teknolojilerini işlerimizin etkinliğini artırmak için kullanma imkânımız var. Türkiye’de üretilen verilerin sistematik olarak toplanması ve yapay zekanın eğitiminde kullanılabilecek hale getirilmesi, ilk aşamada verimliliği artırabilir. Özellikle kamu kurumları çok büyük veri setlerine sahip. Bu verilerin Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki ilgili birimde toplanması, kamu idaresinin etkinliğinin artırılmasına önemli katkı sağlayacaktır. Fakat bu büyük veri setlerini işleyecek ve yerli yapay zekanın eğitiminde kullanacak nitelikli işgücü eksikliği var.”

Prof. Dr. Veysel Bozkurt konuşmasını şunları vurgulayarak bitirdi:

“Günümüzde yapay zekâ, ülkeler için gerçek anlamda bir varoluş meselesine dönüşüyor. Bu dönüşümü kaçırmak, geçmişteki teknolojik devrimleri ıskalamaktan çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.

Yapay zekâ ülkeler için bir varoluş meselesidir; ancak “kim için yapay zekâ, ne için yapay zekâ” sorularına verilecek cevaplar da bir o kadar önemlidir. Bu sebeple bir yandan yapay zekanın kullanımı ve yerli yapay zekanın geliştirilmesi için çaba harcarken, diğer yandan da toplumsal eşitsizlikleri azaltan kapsayıcı politikaların izlenmesi, Türkiye’nin hem refahı hem de huzuru açısından zorunludur.”

Etiket:

Kategori: Duyurular, Genel, Süleymaniye Kürsümüz

Comments are closed.