TÜRK DÜNYASI’NIN SESİ KISIK TEMSİLCİLERİ: LÜBNAN TÜRKLERİ

29 Mart 2026

Fotoğraflar: M. Kemal Sallı

Etkinliklerini İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferans salonunda yürüttüğümüz Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsümüzde 28 Mart 2026 Cumartesi günü 14.00’te, Prof. Dr. Özgür Kasım Aydemir, “Türk Dünyasının Sesi Kısık Temsilcileri: Lübnan Türkleri” başlıklı bir konferans verdi.

Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi öğretim üyesi, Türk Dil Kurumu Bilim Kurulu Asli Üyesi, TÜDEV (Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı) genel sekreteri olan Prof. Dr. Özgür Kasım Aydemir 2013-2025 yılları arasındaki saha çalışmalarından elde ettiği verileri, görselleri yansılarla desteklediği konuşmasında özet olarak su hususlara değindi:

19. yüzyılda, Sultan Abdülhamid Han döneminde gelen ve Trablus bölgesine yerleşen yaklaşık 9.000 Girit Muhaciri Türkün yanı sıra çoğu Osmanlı Devleti öncesinde Abbasi Devleti döneminden itibaren Lübnan’a yerleşmeye başlayan Türkmenler, yoğunlukla Selçuklu ve Osmanlı Devletleri zamanında Lübnan’ı yurt tutmuşlardır. Trablusşam ve Beyrut şehirlerine yerleşenlerin dışında yaklaşık 50-60 yıl öncesine kadar konar göçer hayat tarzını benimseyen Türkmenler bu sayede dillerini ve kültürlerini koruyabilmişlerdir. Ülkedeki tarihî Türk varlığı Kuzey’deki Akkar Bölgesi ile Bekaa Vadisi içerisindeki yerleşim birimlerinde dillerini ve kültürel kimliklerini şuurla koruyarak varlık mücadelelerini sürdürmektedir. Yaklaşık 26.000 kişilik Türkmen nüfusun yanı sıra 1940 sonrası Türkiye’den (özellikle Mardin’den) göç ederek buraya yerleşmiş ve yarıya yakını Lübnan vatandaşlığına geçmiş bulunan 30.000’e yakın kişiyi de ekleyecek olursak toplamda 65.000 kişilik bir nüfus belirlenmiştir.

Beyrut’un kültürel dokusu, Türkçenin Lübnan’daki eğitim sisteminde seçmeli ders olarak dahi tanımlanmaması ile güvenlik tehdidi altında (Ermeni diasporasının büyük bölümü başta olmak üzere Türkiye karşıtları tarafından) olmaları etkili olmuştur. Böylelikle Lübnan’daki Türk diasporasının büyük oranda Arapça olmak üzere İngilizce ve düşük oranda da olsa Fransızca kullanımı yıllara yayılan alan araştırmalarında tespit edilmiştir. Bölgede Arapçanın ve Fransızcanın prestij dili hâline gelmesi tamamen Lübnan Hükümeti’nin politikasından kaynaklanmaktadır. Lübnan’ın dil ve kültür evreninde önemli bir yere sahip olan “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümüne üniversitelerde yer verilmesi ve bölümün ilk mezunlarını da vermiş olması yakın zamanda yaşanan ve Türk millî kimliğinin korunması bağlamında gecikmiş ama anlamlı ve sembolik bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, büyük şehirlerden uzakta yaşayan Türkmenlere yerinde Türkçe eğitimi için Yunus Emre Enstitüsü öncülüğünde atılan adımlar, Türkçenin Lübnan’daki varlığı yanında Türkmenlerin kültürel kimlik aidiyeti ve memnuniyeti adına da takdir ve teşekkür ile karşılanmıştır. Ancak özellikle yeni nesil Lübnanlı Türklerin dil (dolayısıyla kültür ve kimlik) kaybına neden olan en önemli aksaklığın, ülkede ilk ve orta öğrenim düzeyindeki eğitimde Türkçeye yer verilmemesi olduğu göz ardı edilmemelidir.

Bu gelişmelerin yanında özellikle son 15 yıl içerisinde Lübnan’da artan ekonomik sıkıntılar ile güvenlik tehditleri karşısında kültürel kimlikleri tehdit altında olan Türkçenin ana dili konuşurları için can güvenliklerinin ve geçim koşullarının sağlanması daha da güçleşmiştir.  Bu bağlamda, Lübnan sınırları içerisinde konuşulan Türkçenin, UNESCO’nun somut olmayan kültürel miras içerisindeki tehlikedeki diller programı ölçütlerine göre değerlendirildiğinde, “kritik tehlike altında” olduğu da tespit edilmiştir. UNESCO’nun ölçütlerine göre tehlikedeki diller sırasıyla “güvenli, zayıf, kesinlikle tehlikede, ciddi tehlike altında, kritik tehlike altında ve ölü” başlıkları altına değerlendirilmektedir. Lübnan’daki çoğu Türk yerleşim bölgesinde, Türkçenin en genç konuşurlarının büyük ebeveynler ve daha yaşlılar olması, onların da kısmen ve seyrek olarak Türkçe konuşmaları dolayısıyla UNESCO’nun ölçütlerine dayalı olarak bu hükmü verebileceğimizi düşünmekteyiz. Ancak Türkçe açısından bizlere umut veren diğer bir konu, yüzyıllardır bugünkü Lübnan’da yaşayan insanların her türlü zorluğa rağmen dillerine, kültürlerine, Türklüklerine ve Türkiye’ye yönelik diri tutmak adına giriştikleri takdire şayan mücadeleleri sonucu kısmen de olsa ayakta tuttukları Türk Dili ve Kültürü’nün varlığıdır. Ancak Türkçe açısından umut veren diğer bir özellik de, yüzyıllardır bugünkü Lübnan’da yaşayan insanların her türlü zorluğa rağmen dillerine ve kimliklerine yönelik diri tutmak adına giriştikleri takdire şayan mücadeleleri sonucu kısmen de olsa ayakta tuttukları Türkçenin varlığıdır. Bunun yanında Lübnan’ın özellikle son on beş yıllık süreçte, enerji alanındaki sıkıntılarla somutlanan ve kamu görevlilerinin maaşlarına varan ödeme aksaklıkları yanında önce Suriye’den ülkenin yarı nüfusu oranında aldığı düzensiz göç ve sonrasında İsrail saldırıları ile baltalanan güvenliği ve hassaten turizm ile ticaret gelirlerindeki sert düşüş; ülkedeki herkes gibi Türk varlığını da etkilemiştir.

Aydemir, Lübnan Türklerinin sorunlarına dair çözüm önerilerini saha çalışmalarına dayalı olarak kendilerinin de istekleri doğrultusunda şu ifadelerle özetledi: Ülkedeki Türkler içerisinde eğitim düzeyinin düşüklüğü onların sosyo-ekonomik bağlamda toplumun alt katmanında olmasına yol açmıştır ki bu gerekçe ile eğitim düzeyinin yükseltilmesi ve dezavantajlı vatandaşlar(!) olarak meslek edindirme eğitimlerinin verilmesi sağlanmalıdır.

*Lübnan’ın eğitim müfredatı içerisinde öncelikle Türkçe seçmeli ders olarak öğretilmelidir. Zira bu özellik, Türk nüfusun eğitim hayatına yönelik olumsuz tavrını kıracağı gibi Türkler arasında Arapçanın ve Fransızcanın yayılımını da azaltabilecektir. Bunun yanında Tarih kitapları, Türk ve Atatürk düşmanlığından arındırılmalıdır.

*Lübnan’ın özellikle son on beş yıllık süreçte, enerji alanındaki sıkıntılarla somutlanan ve kamu görevlilerinin maaşlarına varan ödeme aksaklıkları yanında önce Suriye’den ülkenin yarı nüfusu oranında aldığı düzensiz göç ve sonrasında İsrail saldırıları ile baltalanan güvenliği ve hassaten turizm ile ticaret gelirlerindeki sert düşüş; ülkedeki herkes gibi Türk varlığını da etkilemiştir. Ancak bu süreçte Türkiye’nin başta TİKA olmak üzere kurumlarıyla sağladığı katkılar Türk varlığının haklarını almalarında ellerini güçlendirmiştir.

 *Ülkede gerçekleştirilecek olan adil bir nüfus sayımı, uluslararası kuruluşlar nezdinde Türklerin haklarının (!) gündeme taşınmasını sağlayabilecektir.

* Yeniden inşası ve coğrafi konumu bakımından Lübnan’a yönelik Türkiye firmalarının ticari girişimleri, bölgedeki Türkleri başta diaspora Ermenileri olmak üzere ülkenin diğer etnik unsurları karşısında avantajlı konuma getirebilecektir.

*Türkiye Cumhuriyeti Devleti, belirtilen önerilerin ve ötesinin gerçekleşmesini sağlayabilecek kudrete sahiptir…

« of 2 »

Etiket:

Kategori: Duyurular, Genel, Süleymaniye Kürsümüz

Comments are closed.