SURİYE’DE YENİ DÖNEM
Fotoğraflar: M. Kemal Sallı
Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü etkinliklerimize, 7 Şubat 2026 Cumartesi günü 14.00’te, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Konferans salonunda, gazeteci Güngör Yavuzaslan’ın verdiği “Suriye’de Yeni Dönem” konulu konferansımızla devam ettik.
Uzun yıllardır Orta Doğu’daki gelişmeleri yakından ve yerinde takip eden deneyimli gazeteci Güngör Yavuzaslan, Suriye’de 27 Kasım 2024’te muhalif güçlerin Esat rejimine karşı başlattıkları saldırı ve Esat rejimini devirmelerinden başlayıp günümüze kadar oluşan gelişmeleri çok ayrıntıya girmeden ana çizgileriyle gözler önüne serdi. Yavuzaslan, bu bağlamda Suriye’de Şam’ın düşmesi ve Esad’ın ülkeyi terk etmesiyle birlikte muhaliflerin içinde en güçlüsü ve öne çıkanı HTŞ’nin önderi Ahmed eş-Şara’nın Suriye yönetimini devralması ve arkasından ülkede istikrarı sağlama ve devlet düzenini yeniden oturtma yolundaki bugüne kadar ülke içinde ve uluslararası alanda sürdürdüğü mücadeleyi özetledi.
Yavuzaslan, Suriye yönetiminin kısa zamanda hatırı sayılır adımlar atmakla birlikte özellikle SDG ve PYD başta olmak üzere silahlı güçlerin Suriye merkez yönetimine/ordusuna entegre olması ve ordunun yeniden donanıp güçlendirilmesi, enerji kaynaklarının kontrolü ve verimli bir şekilde işletilmesi, ülkenin yeniden imarı, göçmen konumundaki Suriyelilerin ülkeye dönüşü ve ikameti, Suriye’deki yabancı güçlerin konumu ve durumu, yeni anayasa ve ülkedeki değişik halkların hukuku gibi halletmesi gereken, zaman, kadro ve kaynak gerektiren birçok sorunla karşı karşıya olduğunu söyledi.
ABD, Türkiye, İsrail, Katar, Suudi Arabistan gibi ülkelerin Suriye’deki rejimin değişmesinden başlayarak bugün ve gelecekte Suriye’nin yeni rejiminin oturması ve yukarda belirttiğimiz büyük işleri halletmesi konusundaki rollerine de değinen Yavuzaslan, bu bağlamda Şara yönetiminin Türkiye’yle çok yakın diyalog ve iş birliği içinde olduğuna dikkat çekti.
Yavuzaslan, Suriye Türklerinin durumuna da dikkat çektiği konuşmasının sonunda şunları söyledi:
“Suriye’de bir nüfus sayımı ve doğru dürüst veri olmadığı için Suriye Türkleri ile ilgili de farklı kaynaklar var. Ama genel kanı 5 milyona yakın olduklarını söylüyorlar. Bizim Tarık Sülo Cevizci var Halep milletvekili; o da bunu teyit ediyor. Bunun 3 milyon 200.000’i ‘Ben Türkmen’im, Türk’üm’ diye beyan eden Halep Türkmenleri; özellikle söylüyorlar. Bunun dışında da Humus ve aşağıda Arapların içine girdikçe Arapça konuşan, bir tek kelime Türkçe bilmiyor ama ‘ben Türk’üm, babam Türkmen’di ninem Türkmen’di, biz Bayatlı aşiretindeniz’ diyen çok sayıda insan var. Tarık, ‘1 milyon da bunlar olmak üzere 5 milyona yakınız’ diyor. Bu 30 milyonluk ülkede büyük bir rakamdır. Şimdi Türkiye’de de bunun yeni dönemde dillendirilmesi gerekir. Anayasa’da ne olacaklar? Şimdi Ahmet eş-Şara bir kararname yayınladı. Kürtçeyi ulusal dil kabul etti, yoğun oldukları bölgelerde eğitim hakkı verdi; Arapçanın yanında Kürtçe eğitim hakkı verdi. Kararname’de bu şekilde yazıyor. Türkmenler bunu alabilecekler mi? Bunun için kamuoyu oluşturulması lazım. Bir yetkili bana Ahmet eş-Şara ‘Ben Türkmenlerin hakkını vereceğim; önceliklerimiz arasında’ dediğini devlet başkanı olarak beyan ettiğini aktardı. Tabii bunu da takip edeceğiz.
Şu anda Suriye’nin en büyük tümen komutanı Seyit Polat bir Türkmen, Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Fehim İsa Türkmen. Bakın bunlar nasıl oldu? Hepsi silahlı grupların komutanıydı. Fehim İsa Sultan Murat’ın komutanıydı, Seyit Polat Hamza Özel Kuvvetlerinin komutanıydı. Bunları silahlı olmanın, savaşmanın karşılığında aldılar. Halep bölgesinde Suriye Türkmen Meclisi var; o canlandırılacak Irak’taki Türkmen cephesi gibi. Siyaseten kültürel olarak 2 ay içinde yeni bir evreye geçeceğiz diyorlar. Bunları sahada takip ediyoruz. Ama şöyle de bir görüş var tartışılan; Irak Türklerinin kaderini yaşayacaklar mı? Yani Irak Türklerinin Saddam sonrası bugünkü sorunlarını bugün Suriye Türkleri de yaşayacak mı? Onun için Türkiye’deki siyasetçilere, kamuoyuna, gazetecilere büyük görev düşüyor. Şöyle de bir şey hissettim Şam’da; Türkmen deyince bazı Arap yöneticiler rahatsız oluyor. ‘Bunlar bizim vatandaşımız siz karışmayın’ havasındalar gibi. Bu eşiğin de aşılması gerekir.
Çok iyi bir Büyükelçi atandı. Hakan Fidan’ın çok güzel bir atama yaptı. Dışişleri Bakan Yardımcısını şu an Büyükelçi olarak atadı. Diplomasi de çok önemli bir şey, bir bakan yardımcısının Şam’a atanması. Mesela Fırat’ın doğusuyla ilgili hareketler o gittikten sonra başladı. Türkiye biraz daha Şam’a ağırlık vermeye başladı. Ekonomileri çok zayıf, altyapıları çok zor durumda, okullar, hastaneler yıkık. Bu dönem geçiş dönemi. Son olarak Ahmet eş-Şara ‘Bana 4 yıl verin’ dedi. Bir yılı gitti. Yani 8 Aralık’tan sonra 4 yıl Suriye’nin geçiş dönemi olacak. Ama bir yılda Trump’ı Beyaz Saray’da ziyaret etti, Putin’le iki defa görüştü, Makron dün Şam’daydı, Türkiye’ye defalarca geliyor. Bir yılda diploması olarak gerçekten iyi durumdalar, 76 yıl sonra ilk defa Suriye devlet başkanı Birleşmiş Milletler’de konuştu.
Ahmet eş-Şara’a eleştiriler var geçmişte yaptığı faaliyetlerden dolayı, ama yeni dönemde devlet başkanı ve Suriye’nin en güçlü adamı. Yani onun yerine konabilecek bir aktör yok. Ben de şunu söyleyeyim: Suriye’yi bu silahlı gruplarla güçlü bir aktörün yönetmesi gerekiyor, yeni Suriye gerçekliği de bunu gerektiriyor, başka türlü bir liderlik Suriye’yi ileriye götüremez. Ben Suriye’nin yeni dönem mevcut durumunu koruyacağını, ABD’lilerin SDG’yi ne yapacaklarına göre bizi de ilgilendiren kısım olacağını düşünüyorum. Şu husus çok önemli: Kamışlı da tutacaklar mı Ayn-el-Arap’ta tutacaklar mı? Yani oradaki buradaki yapı ne olacak? Türkiye olarak bunu takip edeceğiz. Yetkililere konuştuğumuzda ne olacak sorusuna; ‘Bizim tek bir bayrağımız olacak, tek bir ordumuz olacak, tek bir devlet olacağız; başka türlüsüne İzin vermeyeceğiz.’ diyorlar, bunu defalarca söylüyorlar. Yaptıkları hamlelerde bunu gösterdiler, ama ABD yaptırımları Batı’nın üzerlerinde çok ciddi baskıları var. Daha bankacılık sistemleri yani Şam’daki Ziraat Bankası onların Ziraat Bankası daha yeni yeni sisteme girmeye başladı. Bu da ABD’nin İzin verdiği kadar. Onun için ABD’lilerle dengeli gitmeye çalışıyorlar.
Son olarak da İsrail ile bir anlaşma yaptılar. ‘Barış anlaşması mı?’ diye sordum, ‘Hayır güvenlik anlaşması’ dediler. Anlaşma çok detaylı ama kısaca ‘sen bana saldırma ben sana saldırmam anlaşması.’ Yegâne bir şartı var, İsrail bunu daha yerine getirmedi. 8 Aralık 2024’ten sonra İsrail Süveyda ve Harmon Dağı’na kadar asker soktu. ‘İçeriye soktuğun askerleri çıkaracaksın’ dediler. İsrail bunu kabul etti, fakat şu ana kadar uygulamadı. Yani ‘Esat devrildikten sonra Suriye’ye asker soktuğun bütün bölgelerden çekileceksin’ dediler, şu ana kadar bu gerçekleşmedi. Bunu da takip edeceğiz.
Suriye’de 8 milyon Türkçe konuşan insan var. Şunu da söyleyeyim: Türkiye’de doğanlar Türkiye’de Türkçe konuşanlar bizim dilimizle gitti. İnsan olarak bakıyoruz; özellikle çocuklar çok etkilendi, çocuklar büyüklerden daha çok etkilenmişler. Sahaya gittiğimizde bunu görüyoruz. Bu da gelecekte Suriye inşa edildiğinde Türkiye öncelikli kadroları da göreceğiz anlamına geliyor. Ama Suriye’nin önünde daha çok uzun yol var…”
Kategori: Duyurular, Genel, Süleymaniye Kürsümüz





