PONTUS HAYALİ VE İNEBOLU

25 Ocak 2026

Fotoğraflar: M. Kemal Sallı

Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü etkinliklerimize, 24 Ocak 2026 Cumartesi günü 14.00’te, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Konferans salonunda, Av. Hüseyin Özbek’in konuşmacı olduğu Pontus Hayali ve İnebolu” konulu konferansımızla devam ettik.

Türk hukuku konusunda son derece donanımlı olan ve bu donanımını Türklüğün her türlü hakkını savunmak için layıkıyla kullandığına türlü ortamlarda sık sık tanık olduğumuz Av. Hüseyin Özbek, öz eli Kastamonu’nun İstiklal Savaşımızdaki kahramanlıklarıyla tanınan ilçesi İnebolu’nun önemini bir kere daha ortaya koyup bugün üzerinde oynanmak istenen alçak oyuna dikkat çekti. Hüseyin Özbek bu konuda şunları söyledi:                                         

“Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış, ordusu terhis edilmiş, donanması kızağa çekilmiş, silah ve cephanelerine el konulmuş, başkentine girilmiş Osmanlı’nın perişan durumu, Yunanistan için her zaman ele geçmeyecek bir fırsattır. 

 Yunanistan, yıllardır beklediği bu fırsatı kaçırmak istemeyecektir. 15 Mayıs 1919’da ayak bastığı İzmir, kadim Helen topraklarının fethinin ilk adımıdır. Yunanistan, Ege Bölgesi ile yetinmeyecek, Anadolu’nun içlerine doğru ilerleyecektir. Trakya ve Karadeniz de ele geçirilmesi gereken ata yurtlarıdır(!)

İnebolu – Pontus İlişkisi

 İnebolu, Yunanistan himayesinde kurulması düşünülen Pontus devletinin batı sınırını oluşturacaktır. İnebolu’dan Batum’a kadar uzanan Karadeniz sahili ile iç kesimler tarihi Pontus toprakları olarak kabul edilmektedir. İstanbul’daki Fener Patrikhanesi ve Yunanistan, bölgenin Osmanlı uyruğu Ortodoks Rumları üzerinde yaptıkları propagandanın meyvelerini toplamanın zamanının geldiğini düşünmektedirler. 

 Yunanistan’ı Türklere karşı tetikçi olarak kullanmak isteyen Batılı büyükler de onayladığına göre, Pontus’un hayalden gerçeğe dönüşmesinin önünde ciddi bir engel yok gibi görünmektedir.

 Atatürk, Nutuk’ta, Fener Rum Patrikhanesi’nin bu süreçteki tutumuna ilişkin olarak ; İstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira heyeti illerde çeteler kurmak ve yönetmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla uğraşıyor. Yunan Kızılhaç’ı ve resmi göçmen komisyonu, Mavri Mira heyetinin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira heyeti tarafından yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, yirmi yaşını geçmiş gençler de içinde olmak üzere, her yerde kuruluşunu tamamlıyor… Karadeniz’e kıyı olan bölgelerde de bir Rum Pontus hükümeti kurulacağı korkusu vardı. Samsun ve çevresinde Rum çetelerinin Müslüman halka saldırısı, zaten vatansız bırakılmış olan bölge yöneticilerinin, yabancıların da işe karışmaları nedeniyle hiçbir önlem alamaması, durumu zorlaştırmıştı.’ sözlerinden devamında, Pontus Rum Cemiyeti’nin, İnebolu’nun Geriş Tepesi’ndeki Rum manastırında yapılan gizli toplantıda, 1840’ta ABD’den gelen Papaz Klematyus tarafından temelinin atıldığını açıklamaktadır. ‘Pontus eşkıyasının kuvveti başlangıçta 6-7 bin silahlı idi. Daha sonra her taraftan katılanlarla 25 bine yaklaştı. Bu kuvvet, yeterli küçük birliklere ayrılarak çeşitli yerlerde barınıyordu. Pontus çetelerinin bütün işleri akıl ve hayale sığmaz zulümler yapmak, cinayetler işlemek gibi kan içici bir sürünün yaptıklarından başka bir şey değildi.’

 1908 yılında Samsun merkezli olarak kurulan Pontus Rum Cemiyeti daha sonra Müdafaa-i Meşruta adını alacak, en sonunda Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti’ne dönüşerek İnebolu’dan Batum’a kadar şubeler oluşturacaktır. Bu silahlı ayrılıkçı örgütün merkezi tarafından İnebolu şubesine 1919 ve 1920 yıllarında yani Milli Mücadele yıllarında 500 Osmanlı altını gönderilecektir. 

27 Aralık 1919’da Heyeti Temsiliye Reisi olarak Ankara’ya gelen, 23 Nisan 1920’de açılmasıyla birlikte TBMM’nin başkanı olan Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele’nin merkezi olarak bozkırdaki kasaba irisi bu kenti seçmiştir. Siyasi, askeri, ekonomik kararlar artık burada alınacak ve uygulanacaktır.

Milli Mücadele’nin Nefes Borusu İnebolu

İstanbul-Ankara arasında karayolu ulaşımı hem yol hem de yol güvenliği açısından uygun değildir. İstanbul’dan Milli Mücadele’ye katılacak sivil ve askerler ile aynı amaçla sevk edilecek silah ve cephane için en uygun rota Karadeniz üzerinden İnebolu ve sonrasında karadan Ankara’dır. 

Bunun için öncelikle Kastamonu ve havalisi Milli Mücadele’ye kazanılmış, İstanbul yanlısı vali, mutasarrıf ve kaymakamlar ile aynı eğilimde olan askeri personel etkisizleştirilmiş, kimileri de İstanbul’a postalanmıştır! Böylece kısa zamanda İnebolu-Küre-Seydiler-Kastamonu-Ilgaz-Çankırı-Ankara hattı güvenli ve kesintisiz işlemeye başlamıştır.

Kadını Erkeğiyle, Yiğit Denizcileriyle Destan Yazan İnebolu

İstiklal Yolunun bu hattın sıfır noktası, ilk adımı olan İnebolu’da yaşayan bazı Ortodoks Rumların bu süreçte çevredeki Pontus çeteleriyle iş birliğine girdikleri anlaşılır. İngiltere ve Yunanistan lehine çalışmalar yaptıkları, İnebolu’ya indirilen cephane, lojistik ve Ankara’ya geçecek önemli kişiler hakkında istihbari çalışmalar yaptıkları saptanır. Bu tür zararlı çalışmalar yapanların İstiklal Yolu’nun güvenliği için göz önünde bulundurulması ve tehlikeli olanların iç bölgelere gönderilmesi gibi önlemlere başvurulur.

 9 Haziran 1921, Ramazan Bayramı’nın ilk günüdür. İnebolu’nun erkekleri bayram namazı için camide, kadınlar evlerde bayram sofrası hazırlığındadır. Birdenbire İnebolu açıklarında Panter ve Kılkış adlı 2 Yunan savaş gemisi belirir. Gemi komutanı, kaymakamlığa verdiği ültimatomda Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine aykırı olarak bir gün önce karaya çıkarılmış olan silah ve cephanenin teslim edilmesini, aksi takdirde şehri topa tutacaklarını bildirir.

Ültimatom, kısa zamanda ağızdan ağza kulaktan kulağa yayılır. Müftü Ahmet Hamdi Efendi, önceden hazırlayıp ezberine aldığı bayram hutbesini bir yana bırakır. Cemaate, iskeleye gelen silah ve cephanelerin taşınmasının sevabından bahseder. 

İnebolulular 9 Haziran 1921 günü yediden yetmişe Ramazan Bayramı’nı mermiler omuzda, cephane sandıkları sırtta kutlayacaktır. Camilerden, evlerden, sokak aralarından akın akın gelen bütün İnebolulular imeceyle kısa sürede bütün cephaneyi top menzilinin dışına taşır. Cephaneyi namusu bilip teslim etmeyen İnebolulara diş geçiremeyen Yunan zıhlıları hırsını sahildeki denk kayıklarını parçalayarak alacak, İnebolu’yu saatlerce bombardıman edecektir.

Top seslerinin Ankara’dan duyulduğu o ölüm kalım anlarından, Sakarya Meydan Muharebesi’ni yöneten Mustafa Kemal Paşa’nın “Gözüm Sakarya’da kulağım İnebolu’da” dediği zorlu günlerden bahsediyoruz. Atatürk ve TBMM, İneboluluların bu yiğitliğini unutmayacak, Kurtuluş’tan sonra İnebolu Mavnacılar Loncası’nı beyaz şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirecektir.

15 Mayıs 1919’da Küçük Asya’nın Fethi / Megali İdea hayaliyle İzmir’de başlayan macera, 9 Eylül 1922’de yine İzmir’de Yunanistan için felaketle sonuçlanacaktır. Tarih -ibret almayanlar için- her zaman tekerrür eder. Aradan geçen yüzyıla rağmen, aynı düşlerin, aynı Megali İdea’nın peşinde koşanların aynı felaketi yeniden yaşaması ne kadar kaçınılmazsa ilki tragedya olan maceranın ikincisinin komedi olması da o kadar kaçınılmazdır!

Pontus ihanet kalkışmasının kurgulanması ve uygulamasının her aşamasında özel bir öncülüğü olan, İzmir ve İstanbul’un işgali döneminde (1919-1922) ihanetini açıktan sergileyen Fener Rum Patrikhanesinin,100 yıl sonra, turizmin gelişmesi, bölge ekonomisin canlanması gibi demagojilerle İnebolu üzerinde yoğunlaşması, Pontus Cemiyetinin temellerinin atıldığı Geriş Tepesi’ndeki Manastır’ın yeniden ihya edilmesi girişimleri hayra alamet değildir.

İnebolu’nun yerel dinamiklerine bu sinsi yaklaşımın arkasındaki kötü niyet ve kasıt görülmelidir. Kimi aymazlara, Kurtuluş ve Kuruluşun  önderi Atatürk’ün 25 Aralık 1922’ de Çankaya’ da Le Journal muhabiri Paul Herriot’ a yaptığı açıklamadaki: ‘Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, ihtilaflar yaratan, Hıristiyan vatandaşlarımızın huzur ve refahı için uğursuzluğa ve felakete sebep olan Rum Patrikhanesini artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir? Bu fesat ocağının hakiki yeri Yunanistan değil midir?’ sözlerini hatırlatmak isteriz.

Etiket:

Kategori: Duyurular, Genel, Süleymaniye Kürsümüz

Comments are closed.